Last Posts

FELSEFİ TERİMLER
MODERNİZM
Sosyoloji Hakkında Ufak Bir Bilgi
EĞİTİM TOPLUM
ARAŞTIRMA METNİ ÇÖZÜMLEME ÖDEVİ II

Archive

2011 (1)
 April (1)
2008 (6)
 December (1)
 October (1)
 April (1)
 March (1)
 February (2)
2007 (5)
 September (1)
 July (1)
 May (2)
 March (1)

Popular Posts

Popüler Kültür, Medya ve MCDONALDLAŞTIRMA
bilgisayar vize sonuçları
MEDYA VE TOPLUM
ARAŞTIRMA METNİ ÇÖZÜMLEME ÖDEVİ II
Sosyoloji Hakkında Ufak Bir Bilgi

Comments

Serkan Aslan: 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanun...
derya arslan: sosyologlara kadro açılmalı bu...
kübra yardımcı: psikoloji ve popüler kültür ad...
ömer çetin: viza sonucu
devil: desem yalan olmaz...

Search


SOSYAL PSİKOLOJİ NEDİR?

En geniş anlamı ile sosyal psikoloji kişiler arasındaki etkileşimlerin bilimidir. Psikoloji ile sosyoloji arasında kalan bir alanda etkilidir. Psikolojik sosyal psikoloji olayları bireyden çevreye doğru incelerken sosyolojik sosyal psikoloji olayları çevreden bireye doğru inceler. Sosyal psikolojide belli başlı dört kuram vardır. a..Psikoanalitik kuram b..Davranışçı kuram ç..Rol kuramı d..Alan kuramı Sosyal psikolojinin kendi başına bir bilim olarak geçirdiği gelişimi yirminci yy'la kadar olan ve yirminci yy sonrası olarak iki kısımda ele alınır. İlk devre MÖ.520'lerde 'Sana yapılmasını istemediğini sende başkasına yapma' diyen Konfuçus'la baslar. Sonraları Eflatun, birey toplum ilişkilerini vurgularken Aristo, bireyin sosyal davranışa olan etkilerini incelemiştir. MS 1378 sıralarında İbni Haldun insanın yaratılış icabı toplumsal bir varlık olduğunu belirtmiştir. 16. ve 17. yy'larda insanın sosyal davranışına ekonomik uyarıcıların etkisi ön plana çıkarken 17. Ve 18.yy'larda İngiliz filozofları sosyal davranışın hangi güdülere dayandığını bulmaya çalışmışlardır. Sonraları sosyolojinin kurucusu sayılan A.Comte'un çalışmaları ve Durkheim'in araştırmaları gelir. 1900'lerden sonra bu bilim dalı hızlı bir gelişme sürecine girmiş ve ikinci dünya savaşıyla beraber etkinliğini iyice arttırmıştır. Bugün sosyal psikoloji artık bağımsız bir bilim dalı olmuştur. SOSYALPSİKOLOJİDE TEMEL KAVRAM VE SÜREÇLER Toplumların sosyal psikolojik temelleri üyelerinin statü ile rol davranışları ve bu davranışları öneren ve onaylayan normlar ile normların dayandığı değerlerden oluşur. Statü, bir toplumsal sistemde yer alan bireyin yeri hakkında toplumun diğer üyelerinin yaptığı olumlu veya olumsuz nitelikteki değerlendirmelerdir. Yine statü, bireyin çocuk, yetişkin, doktor, mühendis, Türk, müslüman…vs.. gibi kim olduğunu belirler. Bireyler içlerinde bulundukları toplumda birden fazla statüye sahiptirler. Bir kişi ailede baba, işyerinde yönetici, arkadaş grubunda yaşlı olabilir. Herhangi iki birey birbirinden oldukça farklı güdü ve karaktere sahip olsa bile onların gözlenebilir davranışları ayni statüde olmaları halinde benzer olacaktır. Mesela doktorların kişilikleri farklı olmasına rağmen gözlemlenen davranışları birbirine çok benzer. Statü, kişiler arası ilişki yapılarını düzenleyen davranış kalıpları, davranış kuralları konusunda bireye bilgi vererek onun sosyalleşmesini sağlar. Statüler ; 1..Toplum içindeki durumuna göre ..(göçmen, Arap, doktor, orta tabakadan, yahudi..vs) 2..Sahip olma biçimine göre ..(cinsiyet, yaş, irk, soy) 3..Bir örgüt içindeki biçimine göre ..(şef, müdür, işçi) 4..Bir çalışma grubundaki konumuna göre ..(lider, birincil grup..vs..) olarak farklı şekilde gruplanabilirler. Rol, bireyin diğer bireylerle ilgili davranışlarında beklenen hareket kalıplarını ifade eder. Statü, bireyin kim olduğunu belirlerken rol, ne yapması gerektiğini belirler. Kişi mesleğiyle ilgili rolde işçi; aile içinde baba; sosyal rolde kurul başkanı ..vs.. olabilir. Belirli bir rolü etkileyen çevre rollerin tümü bir rol takımını oluşturur. Bir role ilişkin beklentiler kesinlikle değişik ya da karşıtsa muhtemelen bir rol çatışması yaşanır. Eve iş götürmesi istenen bir çalışanın karisinin şiddetli tepkisi karşısında ne yapacağını bilemeyişi rol çatışmasına örnek olabilir. GRUPLAR VE DAVRANIŞI Etimolojik olarak hangi kökten geldiği kesin olarak bilinmemekle beraber 'grup' kelimesinin bir görüşe göre İtalyanca 'gruppa' kelimesinden geldiği sanılmaktadır. Belirli bir süre içinde, belirli hedeflere ulaşmak için rolleri devrederek sosyal ilişkileri devam ettiren kişilerin meydana getirdiği topluluğa grup denir. Bir topluluğun grup olarak nitelenebilmesi için şu beş özelliğe sahip olması gerekir: 1..ortak davranış güdüsü 2..kişiler arası ilişkileri düzenleyen ortak normlar 3..grup içindeki üyelerin durumlarını bildiren rol ayrımının varlığı 4..'biz' duygusu 5..bu şartların belirli bir süre için varlığı Kişiler grup içinde başka grup dışında başka davranmaktadırlar. İnsanlar genelde yanlış bile olsa gruba uyma eğilimi gösterirler. İnsanlar daima bir grubun üyesi, parçası olmak isterler. Böylece bir takım ihtiyaçları herhangi bir şekilden grup üyesi olarak daha iyi karşılanır. Kişi grubun üyesi haline geldikçe davranışları değişir, grubun dili ile konuşmaya başlar, bir takım normları kabul eder…vs. Grup kararlarına katılma sosyal bir ihtiyaçtır. Hiyerarşik bir grupta ast kendini kararlara ne kadar çok katilmiş hissederse kendini o kadar gruptan hissedecektir. katılma ile kararların kalitesi de iyileşecektir. Grup kararları bireysel kararlara nispeten daha kaliteli ve isabetlidir. Her hangi bir sorunun çözümünde grubun bu işi bireyden daha iyi yapabileceği iddiası iki bakımdan doğrudur: Sorunu arama çalışmasına daha çok kişi katılır. Üyeler arası sürekli ilişki neticesi yanlışlar sürekli düzeltilir. Bir sorun çözümünde, araştırmalar grubunun riske girme eğiliminin bireye göre daha fazla olduğunu göstermiştir. Acil kararlar genellikle gruplar tarafından değil bireyler tarafından verilir. Fakat bireysel çabuk karar yanlış karardaki rizikoyu da içerir. Bu yüzden geciken fakat doğru olan grup kararı tercih edilmelidir. LİDERLİK VE DAVRANIŞI Sosyal psikolojide, asker grubunun, şirketlerin, resmi dairelerin yönetilmesinden, partilerin ve dini grupların yönetilmesine kadar uzanan "Liderlik" olayı kadar kapsamlı incelenmiş çok az konu vardır. Liderlikten yoksun bir örgüt insan ve makina topluluğundan başka bir şey değildir. Liderlik belirli amaçları şevk ve heyecanla gerçekleştirebilmek için başkalarını ikna edebilme yeteneğidir. Etkin liderliğin örgüt amaçlarının gerçekleştirilmesinde tüm çalışanların gayretlerine yön vermesi gerekir. Lider durumunda bulunan kimse kişileri motive etmedikçe ve onları amaç doğrultusunda yönetmedikçe plânlama, organize etme ve karar verme gibi yönetim fonksiyonları bir yarar sağlamaz. Lider ve yönetici kelimelerinin kesinlikle birbirinin yerine kullanılabileceği söylenemez. Çünkü liderlik, yöneticiliğin bir yan sınıfıdır. Liderliğin etkileme olanağının dayandığı etmenler beş grupta toplanır. 1. Meşru güç, 2. Ödüller üzerinde denetim, 3. Zorlama gücü, 4. Uzmanlık, 5. Bireysel özellikler. Çok sayıda bireysel özellik incelenmiş olmasına rağmen kişilik ile liderlik arasında kesin bir ilişki kurmak mümkün olmamıştır. Zekâ, girişim, yönetim kabiliyeti, kendine güven, meslek düzeyi bir liderde bulunması arzu edilir nitelikler olsa da bulunmaları zorunlu değildir. Bu tür niteliklere sahip olmayan pek çok önder vardır. Genelde farklı olmayan eklemelere rağmen iki tip liderlik vardır: 1. İşe yönelik lider, 2. İş görene yönelik lider. En iyi lider davranış biçimini koşullara, gruba ve kişisel özelliklerine uydurabilen liderdir. HABERLEŞME VE İLETİŞİM Her ne kadar "communication" kelimesinin Türkçe de hem haberleşme hemde iletişim olarak karşılaştırıyorsak da ikisi farklı kavramlardır. Vericiden çıkıp alıcıya ulaşılan durumlarda haberleşme, alıcıdan geri besleme yapılıp tekrar vericiye dönülen durumlarda, yeni etkileşimci haberleşmede ise iletişim kelimesi kullanılmalıdır. İletişimde kaynağın güvenilir olması alıcıyı etkiler. Yüksek prestij sahibi ve güvenilir olarak tanınan haber ileticilerinin ötekilere oranla daha etkili olduklarına ilişkin kanıtlar vardır. İletilen mesajda en uzak fikirli olanlar değiştirilmeye en az yatkın olanlardır. Bir fikrin pekiştirilmesi değiştirilmesinden daha kolaydır. İnsanlar ön yargılarına uygun haberler almaya ve onlara dikkat etmeye eğilimlidirler. İlgilendikleri konulara açık olurlar. Bu, yaş, cinsiyet meslek yada genel kişilik dinamiği ile bağıntılı olabilir. Gazete ve dergiler öteki araçlara göre daha uzun süre kullanılmaktadır. Basılı araçların popülerliği hep açık olmuş ve etkisi genel olarak kabul edilmiştir. Televizyonun hızlı gelişimine karşı radyo ilk zamanlardaki etkinliğini kaybetmemiştir. Yine de reklâmcıların, televizyonun tüketici kararlarındaki etkisinin radyonunkinden üstün olduğuna inandıkları söylenebilir. İnsan kendisinin ve başkalarının davranışlarını kontrol hususunda kelimeleri alet olarak kullanır. Bir kelimenin neyi temsil etmesine mutabık kalındıysa onu temsil eder. Kelime ile obje arasında bir ilişkinin bulunması şart değildir. İletişim yalnız dille olmaz. Sözsüz iletişim de denilen bu tip iletişimde baş hareketleri, vücut hareketleri, yüz ifadesi, ses yönü, bakış istikâmeti… vs. ile olur. TUTUM Tutum bireyin kendine yada çevresindeki herhangi bir toplumsal konu yada olaya karşı deneyim ve bilgilerine dayanarak örgütlediği bilişsel, duygusal, davranışsal bir tepki ön eğilimidir. Tutumun üç öğesi vardır. 1. Bilişsel, 2. Duygusal, 3. Davranışsal. Buna göre beyin, bir konu hakkında bildikleri ondan hoşlanılmasını söylüyorsa (bilişsel öğe) ve bunu sözleri yada davranışlarıyla ortaya koyar (davranışsal öğe). Birey ancak kendi ruh dünyasında var olan konularla ilgili inanç ve tutumlara sahip olabilir, örneğin her Türk vatandaşının ithalat sınırlamaları yada taban fiyatı konusunda bir tutum yoktur. Tutumu konusuna karşı ya olumlu ya da olumsuz bir tepki eğilimi söz konusudur. ÇATIŞMA Çatışma terimi en genel anlamda, savaşlardan endüstriyel mücadelelere, rekabete ve en basitinden başkalarından hoşlanılmamasına kadar çeşitli durum ve olayları bünyesine almaktadır. En genel anlamda çatışmanın insan yapısında var olan ve kalıtsal olduğu öne sürülen saldırgan iç güdülerin bireylerce tek tek yada gruplar halinde ortaya konmanın bir sonucu olduğu söylenebilir. Özellikle tarafların çıkarlarının kendi açısından son derece önem taşıyıp diğer tarafı gözardı ettiği durumda taraflar arası etkileşmenin sonucunda çatışmanın ortaya çıkması için yeterli potansiyelin hazır olduğu söylenebilir. Çatışmaya sebep olan nedenler şöyle sıralanabilir: 1. İletişime ilişkin nedenler, 2. Sosyal ve biçimsel yapıya ilişkin nedenler, 3. Kişisel davranış eğitimlerine ilişkin nedenler. Çatışmaların iki olası sonucu olabilir: Olumlu yada olumsuz. Olumlu sonuçlar şöyle sıralanabilir: 1. Çatışma belirli bir durumda ayrık taraflar arasında yakınlaşmayla bitebilir. 2. Liderin eksikleri ortaya çıktığından yeni bir liderlik ortaya çıkabilir. 3. Eski amaçlar yerini daha iyi ve geniş amaçlara bırakabilir. Çatışmanın hatalı olarak özdeş biçimde kullanıldığı bir olgu saldırganlıktır. Oysa saldırganlık salt zarar verme eylemidir. Çatışma saldırganlık olmadan da sonuçlandırılabilir. SOSYAL DAVRANIŞTA ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ Çeşitli amaçlar için araştırma yapılabilir. Birinci olarak gerçeği inançtan ayırt etmek, inançları veya kendi geliştirdiğimiz kesinlik kazanmamış konuları isbat etmek ve aynı zamanda kanıtsız savunma tuzağına düşmemek için araştırma yapılır. ( Kanıtsız savunma tuzağı, bilimcinin önerilerini kendi kişisel düşüncelerine dayandırması veya bilimsel bir testten geçmemiş kuramları savunmasıdır.) İkinci olarak araştırma sonuçlarından yararlanmak için araştırma yapılır. 1. Araştırmanın aşamaları şöyle sıralanabilir: 2. Araştırma konusunun belirlenmesi. 3. Hipotez geliştirme. 4. Değişkenlerin tanımlanması. 5. Anakütle ve örnek. 6. Deney serimi. 7. Verilerin tanımlanması. 8. Veri analizi. Ölçmede karşılaşılan başlıca sorunlar ölçüm araçlarının güvenirliliği ve geçerliliğidir. Güvenirlilik bir ölçümün tekrar tekrar kullanıldığındaki tutarlılığıdır. Geçerlilik ise bir testin ölçmesi gereken şeyi ölçme yeteneğidir.

Medya Ve Toplum

Gençlere, insanlığa hizmet etmek gibi yüksek hedefler gösterilmesi ailenin ve eğitim kurumlarının temel görevidir. Buna, toplumun menfaatlerini toplum adına koruma görevini üstlenmiş olan basın-yayın kuruluşlarının sorumluluğu da eklenebilir. Günümüzde ise medya ve özellikle de televizyon, ailenin çocuk üzerindeki tesirini kırıyor ve çocuğun gelişim sürecinde ağırlıklı bir yer ediniyor. Aslında, herkesin üzerinde uzlaşacağı ülke yararı gibi ortak paydalar açısından bile müsbet yönlendirmelerde bulunma istikametinde bir endişesi olmayan bu iki tarafı keskin bıçak, genel itibariyle menfiyi söz konusu ediyor ve bunu da daha fazla ilgi çekme, daha yüksek oranda izlenme (rating) uğruna yapıyor. Anne-babanın kültür seviyesinin düşük olması, aile ile okul çevresinin değer yargıları arasındaki farklılıklar, ayrıca bugünkü eğitimin bıktırıcılığı da medyanın daha etkili olmasına yol açıyor. Birçok anne-baba, yaşının gereği enerji dolu olan ve yerinde duramayan çocuğunu nasıl yönlendireceğini bilemiyor. Sonuçta gayesiz, gayesiz olduğu için de ne yapacağını bilemeyen, ailesinin kendisini anlamadığını düşünen (bunda haksız da sayılmaz) genç insan için sokak anarşisinden futbol çılgınlığına, uyuşturucu kullanma merakından araba çalma macerasına, ideolojik angajmanların heyecanını tatma isteğine kadar çok geniş bir tehlike yelpazesi açılıyor. Bütün bu olumsuz yönelişler, şiddet filimlerini, cevap getirilemeyen her türlü tatminsizlik örneğini sıkça işleyen, futbolu insan hayatının en önemli konusuymuş gibi gündemin birinci maddesi haline getirip toplumun gerilimini artıran medya terörünün ürünü olarak ortaya çıkıyor. Ailedeki zaaf okulda idealist öğretmenlerin gayretiyle nötralize edilmediği takdirde, gayesiz hale gelen gencin anormalliklerini dizginleyebilecek gerçekçi hiçbir fren sistemi kalmamış oluyor. MEDYANIN VERDİĞİ İnsanların medya ve devlet tarafından kolaycılığa teşvik edildiği bir dönemde yaşıyoruz. Kolay kazanmaya, kolay yoldan bol para getiren işler edinmeye, totoya, lotoya, ganyana, piyangoya, televizyondaki yarışma programlarına, gazete promosyonlarına çağırıyor bizi, dört bir yanımızdan gelen sesler ve görüntüler. Uzun uzun okumayı ve düşünme gerektiren, araştırmaya dayanan çabalar ise sözü edilmeye değer bulunmuyor medya tarafından. Mesela, hemen her televizyon kanalı sadece kendisini izlememizi salık veriyor. Bir an için, evde bulunan insanların hiçbir şey yapmadan sadece televizyon seyrettiğini varsayalım. Bu insanlar ekranda nelerle karşılaşacak?Ağırlıklı olarak müzik, şiddet filmi, spor ve güldürü programlarıyla. Peki böyle bir ülkede kim düşünce üretecek, kim kendisinde düşünce geliştirme isteği ve gücü bulacak, kim ülkenin önünü açacak, kimler lokomotif olacak? Televizyon kanallarının buna da bir açıklık getirmesi gerekiyor, Fakat büyük kısmı itibariyle onlar bunu yapmıyorlar. Magazin programlarında bir şarkıcının kedisinin nelerden hoşlandığı haber olurken, spor programlarında ise bir gol pozisyonunun ofsayt olup olmadığı dakikalarca tartışılabiliyor. Her akşam düzenli olarak haberlerin sonunda takımların form, futbolcuların sakatlık durumu istatistiki olarak veriliyor. Lig şampiyonunu belirleyecek olan maç, gazeteler ve televizyon kanalları tarafından on beş gün öncesinden ülke gündemine oturtuluyor. Gitgide gerilim artırılıyor ve maç, sanki ülkenin kaderini değiştirecek bir olaymış gibi lanse ediliyor. Başta gençler olmak üzere birçok insan, en önemli konunun bu olduğu düşüncesini taşımaya başlıyor ve ortaya bir futbol çılgınlığı çıkıyor. Ardından televizyon kanalları gençlere tavsiyede bulunuyor: “Sakın taşkınlık yapmayın!”. Bu trajikomik bir durum. Sonuçta medya suni fakat ülkeye zarar getiren gündemler oluşturuyor ve bunun sonuçlarının sorumluluğunu da üstlenmek istemiyor. Zaten kimse de bunu ona sormuyor. Diğer yandan aynı kanallar mesela İstanbul’da Sokullu Kütüphanesi’nin ilanla okuyucu araması, bütün günlük gazetelerin ve 100’e yakın süreli yayının geldiği kütüphaneye kimsenin uğramaması garabetini de sadece ilgi çekici bir haber olduğu için veriyor. Yoksa, ‘bu vehametin sebepleri nedir, toplum nereye gidiyor, değer yargıları nasıl ve neden değişiyor, insan hayatının denge şartları nedir; insanın kendisiyle baş başa kalması, zihni (entelektüel) faaliyeti, orijinal fikirler üretmesi, toplumun sağlıklı bir dinamizme sahip olması açısından ne anlam ifade eder ve bu hangi ortamlarda, nasıl gerçekleşir?” gibi sorular Türkiye’deki basın ve medya kuruluşlarının ilgi alanına girmiyor. Çok büyük kısmı itibariyle medyatik yönlendirmenin mahkumu olan edilgen durumdaki kamuoyu da artık okumayı sevmiyor ve bunu çok sıkıcı bir uğraş olarak değerlendiriyor. Bu beyin terörü karşısında ancak, zihni medya tarafından saf dışı bırakılamayan idealist insanların ayakta kalma şansı var ve bu insanların baskı grupları oluşturabilmesi çok önemli. Topluma hitap eden her kişi ve kurumun toplum karşısındaki görev ve sorumluluğu ve bunların sınırı bu şekilde sadece hukuki değil sosyal ağırlık oluşturma yoluyla da belirlenebilir. Basın-medya kuruluşları insanların ve toplumun zihin faaliyetini durdurma, köreltme hakkına sahip olmadığı gibi, kendi çıkarları için yaptıkları her faaliyetin hesabını vermek, rating uğruna ülke adına yol açtıkları her zararın faturasını da ödemek zorunda olmalıdırlar. İşte bu da, devlet kontrolünden ziyade kamuoyunun bilinçlenmesine bağlıdır. ENFORMASYON DEVRİMİ VE BİR ÖRNEK Sadece yazılı basının bulunduğu, ve onun da az sayıda insana ulaşabildiği geçen yüzyılın sınırlı haberleşme şartlarından milyonlarca basan gazetelerin, yüz milyonlarca insana hitap edebilen televizyon kanallarının insan hayatını doğrudan etkilediği süratli ve global enformasyon çağına girildi. İnsanların dünya görüşünü, hayat anlayışını, tavır ve alışkanlıklarını belirleyen ve toplum yapısına tesir edebilecek köklü değişikliklere yol açan televizyon olgusuna bigane kalmayan ülkeler de var. Fransa’da resmi politikaları toplum adına izleyen ve devlet organları arasında bir çeşit ayrı güç konumunda bulunan Fransa Enstitüsü 1990’lı yılların başında televizyonun sorumlulukları üzerinde düşünmek için bir komisyon oluşturdu. Komisyon çalışmasının sonuçları gayet açıktı. “Diğer hiçbir bilgi kaynağı insan zihni ve özellikle de ile buluğ çağındaki çocuklar üzerinde televizyonun sahip olduğu etkiye sahip değildir. İki önemli olgu dikkat çekmektedir: Görüntülerin büyüleyiciliği ve bunların yol açtığı taklit arzusu… Çocuğun davranışı, gördüğünü aynen yapmaya çalışmak şeklinde olmaktadır. Gençlerin seyrettiği şiddet ve cinayet sahneleri, içlerinden bazısının (yapısı daha uygun olanların) zihninde denenebilecek hareketler olarak algılanmaktadır. Deneysel gözlemler de televizyonun olağanüstü, bağlayıcı, kristalleşmesinde rol oynayacak kalıcı alışkanlıklar edinmesinde ve genel formasyonunda okulunkinden daha güçlü bir etkiye sahiptir. Totaliter ülkelerde hükümetler bunu iyi anlamışlardı ve orada televizyon, ideolojik köleliği sağlayan en önemli araç haline gelmişti. Hür dünyada ise bu amaçla kullanılmasa da, gelecek nesillerin kalitesi ve bağlı olunan değerlerin korunmasındaki etkinlikleri, toplumun ayakta kalma ve varlığını sürdürme gücünü koruma şansı görsel yayın politikasına yakından bağlıdır. Bilim ve toplumun birlikteliği bu politikanın sağlıklı belirlenme sürecinde kendine bir yer edinmelidir.” Problem söz konusu komisyona o kadar hayati göründü ki, Devlet Başkanı’nın katıldığı bir toplantı düzenlendi ve düşünceler kendisine aktarıldı. Enstitüye göre, televizyon bugün bir vahşet aracı olduğu gibi yarın bir çöküş sebebi de olabilecektir. Fransız Büyük İhtilali’nin o dönemde toplum dokusu ve kitle hareketleri üzerindeki tesirinin bugün Fransız medyasının sosyal rolü, hafta uluslararası ilişkilerdeki ağırlığı ile boy ölçüşemeyeceği bir gerçek. Bu, en azından iletişim hızı, enformasyon ağı ve televizyonun ulaştığı ufuklar açısından böyle. Medya kuruluşlarının, ekonomik güç olma hırsı ve devlet politikalarını yönlendirme isteği de göz önüne alındığı takdirde medya gücünün boyutları çok daha iyi anlaşılabilmektedir. Hiçbir ülkenin, etki alanı dışında kalamadığı bu rüzgra medya devrimi de diyebiliriz. Çözümsüzlüğün dayatıldığı, toplumun sadece hayvani hisleriyle yaşayan insanlar yığını haline getirilip ümitsizliğe itildiği, sonuçta hak arayışından kazanç elde etme şekline, haksız bir uygulamanın düzeltilmesi isteğinden, olağan insan ilişkilerine kadar insanların kanun dışı güçlerden medet umar hale getirildiği bizim ülkemizde de meseleyi bu şekilde derinliğiyle ele alma zamanı çoktan geldi. Bunu, toplumun günden güne dışarıya daha kötü yansımalarla vuran cinnet halinden ve dökülen kanlardan anlıyoruz. Burada en büyük görev, yazılı ve görüntülü yayıncılığı toplum huzuru adına yapma gayreti içinde olan gazetelere ve televizyon kanallarına düşüyor. Bu anlayıştaki yayın kuruluşlarının sayısının artması ve mevcut olanların da daha sorumlu (sorunlu değil!) yayın yapması dileğiyle…

28 May 2007
MEDYA Medya;kültürün en önemli üretim araçlarındandır.’medya gerçek kültürü ham madde olarak kullanır; çeşitli yönlerini yeniden yaratarak, değiştirerek, şekillendirerek yeniden üretir’(YRD. DOC .DR Süheyla KIRCA schroeder Bahçeşehir ünü. İletişim fakültesi).Diğer gelişmiş ya da gelişmekten olan toplumlarda olduğu gibi günümüz Türkiye’nde de medya ,bireylerin bilgi duygu düşünce,inanç,tutum ve davranışları etkileyebilecek çok büyük bir güce sahiptir. “Bireylerin değil,aynı zamanda toplumsal gurupların ,toplumsal kurumların ve kuruluşların, kısaca toplumumuzun tamamının ve Ulusal kültürümüzün,medyanın şekillendirici ve belirleyici etkisinden kaçabilmesi olanaksız gibi görünmektedir.”( Türkiye'de Medya Sektörünün Ve Medya Çalışanlarının Sorunları / Yrd. Doç. Dr. Ali ARSLAN/cilt:6/sayı:1) Medya modern insanın kültürel tercihini düzenler ve sonuç itibariyle yaptığı şey, gerçeğin kurgusallaşmasıdır.’Bu ürünlerde kurgusallaştırmaya gerçeklik; çoğu zaman güç ilişkilerini ve iktidarı meşrulaştırmaya yarar (YRD.DOC.DR Süheyla KIRCA schroeder Bahçe şehir üniversitesi. İletişim fakültesi) Ayrıca medya tüketicinin davranışlarını yönetir ve insanları eğlendirir Örneğin ‘reklamlar tüketicinin zevkleri doğrultusunda çok ciddi yatırımlar yapmakta ve reklamları insanların eğlenmek ve hoşlanarak seyir edeceği şekle sokmaktadırlar.’Medya basın yayın organlarından oluşur. Daha genel bir ifade kullanacak olursak medya insanların siyaset, spor ve eğlence gibi konularda malumat sahibi olmalarını sağlar. Ancak sosyolojik açıdan en önemli işlevi toplumdaki egemen sınıfların ve iktidar elitlerin halk üzerinde hegemonya kurdukları bir araçtır.’(DOÇ.DR Nuran Erol IŞIK sosyoloji giriş 2 dersi, popüler kültür ve medya konusu.) Medya, tüketicinin davranışlarını yönetir ve insanlara zevkleri hatırlatıp, bu zevklerin nasıl olması gerektiğini öğretir. Türkiye’de medya sektöründeki yoğunlaşma, 1990’lılardan itibaren büyük bir ivme kazanmış, gazeteci ailelerin kontrolünün söz konusu olduğu geleneksel medya sahipliği, yerini medya dışı sektördeki büyük sermaye gruplarının egemen olduğu “yeni medya sahipliğine” bırakmıştır. Medyanın Türkiye’nin geleceğinde, Türkiye’nin yapılanmasında çok önemli bir konumu vardır. Türk toplumu okumayı sevmeyen bir toplum olması insanımızın genellikle görsel hafızası güçlenmiştir ve görerek, izleyerek öğrenmeyi tercih etmektedir. O nedenle televizyonun ve medyanın Türkiye’de çok ciddi bir stratejik bir konuma sahiptir. KONU! POPÜLER KÜLTÜR VE MEDYANIN MCDONALDLAŞTIRMA İLE İLİŞKİSİ Popüler kültür ve medya konusunda yaptığım araştırmalarda en çok dikkatimi çeken şey, popüler kültür ve medyanın tüketim kültürü haline gelmesidir. Özellikle ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkeler için popüler kültürün bilinçli olarak kullanılması üzerine toplumun kusursuz bir tüketim toplumu haline gelmesine neden olmaktadır. ’Kullanım ve tüketim popülerin üretiminin ilk safhasından son kullanım safhasına kadar her safhada vardır. Popülerin yaratılmasında, diğer popülerler kullanılır; popüler sporcu ve sanatçılar; popüler edilen fikirler ve ideolojiler; popüleştirilmiş anneler ve kaynanalar, popüler televizyon ve televizyon programları; popüler magazin ve dergi kahramanları; ve elbette zaman ve dil sınırlarını aşan popülerlerin en popüleri seks ve seksüel umutlar… “Popülerle paketlenmiş popüleri, üstlerine, ayaklarına uygulayarak popülerin popüleştirme sürecini tamamlarlar. Tüm pazar mekanizması memnun gülümser;popüler makyajı bittiği için,kendi olmayan kendini kendine ve başkalarına göstermeme telaşındaki popçu,popüler makyajını alıncaya kadar tedirgindir,huzursuzdur;popülerini alır popçu,sürer ve kendini bulur,gülümser.Bunu her gün Pazar mekanizması ve popçu yapar.Popüler Pazar,doğal rengi kaçmış ve kullanım maddesine bağımlı duruma gelmiş popçunun özgürlük türküsünü okur.Yıllardır bir kez bile kendine kendi olarak bakmaktan korkan popçu, kendini kendinden olan popülerlerden birini kurtarıcı olarak sarılıp özgürlüğünü ifade eder;kendinin sandığı önemli kendi olur. “(İrfan ERDOĞAN, Korkmaz ALEMDAR ,AGE) Alıntıdan da çıkarılacağı gibi popüler kültürü ve medyayı mcdonaldlaştırma ile özdeşleştirebiliriz. Çünkü ‘mcdonaldlaştırma ile dünyanın aynalaştığı ve toplumun fast-food restoranlarının dört temel bileşeni olan verimlilik, öngörülebilirlik, hesaplanabilirlik ve denetim ilkelerinin marx’sın benzetmesi ile insanı demir kafese sokar olarak açıklıyabiriz .(GEORGE RİTZER , toplumun mcdanoldlaştıması) Bu mantıkla hareket edildiğinde insanlar kısa zamanda köşeye dönmeyi bir gelenek haline getirerek fikir üretemeyen, sorgulamayan ve eleştirmeyen kısaca insanları insanlıktan çıkarıcı dar kalıplara sıkıştırıcı bir fonksiyonun olduğunu söylemek mümkündür. Bir örnek verecek olursak televizyonlarda reytingleri yüksek olan programlar yayınlandığında arada verilen reklamlardan bir parça pay kapmak için firmalar günler öncesinden ihalelere girip inanılmaz paralar ödenmektedirler. Burada George Ritzer’in fast food mantığının dört bileşeninden biri olan verimlilik ilkesinin ve hesaplanabilirlik ilkesinin etkili olduğu görülmektedir. Çünkü George Ritzer’in toplumun mcdonaldlaştırılması eserinde verimlilik ilkesini ve hesaplanabilirlik ilkesini niceliğe yapılan vurgu ve kısa zamanda yapabileceğinin en iyisini yapmanın önemi üzerinde durulur ve bunların toplumun çeşitli alanlarında kendini gösterdiği anlatılmaktadır. Popüler kültür de hızlı tüketim ideolojisine ve kullan at mantığına bürünmüş bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. popüler kültürün asil alicisi ve tüketicisi durumunda olan çalışan kesimlerde, küçük burjuva yaşam biçimine bir özlem ve özenti uyandırdığı söylenebilir. Böylece popüler kültürün amaçlarindan biri olan" tüketim isterisi yaratmayı gerçekleştirmeye yönelik ilk başarı sağlanmıştır. Kitle iletişim araçlarıyla yayılan kültür, mal-mülk edinimini kışkırtmakta, "kullan-at" ideolojisini pekiştirmekte ve anlık mutlulukları ön plana çikarmaktadir. Buradaki ideolojik işlev, gerçek yaşamın yerine başka türlü bir yaşam olabileceğini düşünmenin yollarını, var olanın benimsenmesini sağlamaktır. Bunun için de gerçek yaşamın olumlanmasi , aşkinlaştirilmasi amaciyla kurgulanmiş biçimleri araciligiyla, alt gelir gruplarina, daha çok küçük burjuva kesimlere, başkalarinin yaşamlari, evleri, işleri, zevkleri sunulmaktadir. Magazinlerde, filmlerde, romanlarda karşimiza çikan, egemen sinifin bakiş açisidir aslinda. Insanlar reklamlardaki mallari tüketme, falan dizideki gibi bir yaşam sürme, dergilerdeki ünlüler gibi giyinme çabasina girerler. Kendilerine sunulanlari eleştirisiz, tartişmasiz kabul ederler. Bir araştirmaci olan Spencer C. Benneth şöyle demektedir:"Kimligimiz toplumsal rollerimize göre oluştugu için, bugün, kişi olarak kendimizi gitgide daha büyük bir anonimleşme içinde bulmakta, bunu önleyebilmek için sahip oldugumuz nesnelere bireysellik vererek, kendimize kimlik edinmeye çalişmaktayiz. Fakat buldugumuz bu kimligi, satin aldigimiz kitlesel üretim mamüllerine duydugumuz saygi sayesinde kazanabilmiş olmaktayiz."( Haberin Anatomisi ve Temel Yaklaşımlar- A.R.BÜLBÜL) 1978’den sonraki korkunç enflasyonla birlikte piyasada meydana gelen aşiri mal bollaşmasi ve kitlelerin tüketim istekleri ile harcama güçlerinin artmasi sonucunda, popüler kültürün asil alicisi ve tüketicisi durumunda olan çalişan kesimlerde, küçük burjuva yaşam biçimine bir özlem ve özenti uyandigi söylenebilir. Böylece popüler kültürün amaçlarindan biri olan"tüketim isterisi yaratma"yi gerçekleştirmeye yönelik ilk başari saglanmiş oldu. Popüler kültür ve kitle kültürü ürünleri de, günümüz toplumlarinda bu şeyleşmiş/yabancilaşmiş bireyleri hedef aliyor ve onlari sisteme uyumlandirmayi öngörmektedir ‘Popüler kültür kitle kültürünün somut şekillerinden biridir. Kitle kültürü tekelci kapitalizmin hem mal hem de imajlar satışını yapan, uluslar arası pazarın değişmelerine ve ihtiyaçlarına göre biçimlenip değişen, önceden yapılmış, önceden kesilip biçilmiş, paketlenmiş sununmuş bir kültürdür.Kapitalizmin kendi için üretirken ve gasp ederken, bu amaçla, kitleleri ücretli köle olarak kullanarak ’kitleler için ‘ yaptığı üretim ve bu üretimle gelen ‘yaşamı yapma yoludur.’Günümüzdeki popüler kültür, üretiminin ilk safhasından son-kullanım safhasına kadar her anıyla kullanım ve tüketim kültürüdür. Kullanılanı gelişigüzel atmanın popüler olması, popüler müzikte popülerin kısa zamanda tüketilip, bıkkınlıkla yeni bir popülerle yer değiştirmesi, kullanıcının bukalemun zevkli olduğundan çok, endüstrinin karakterindendir.’(Doğu Batı Düşünce Dergisi/yıl:4/Sayı:15/Mayıs,Haziran,Temmuz 2001/issn:1303-7242/İrfan ERDOĞAN Gasp Ve Popülerliğin Gayri Meşruluğu/Sayfa:78) İDDİA: KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARI GİGEREK SİYASAL GÜÇLERİN MAŞASI HALİNE GELMEKTE VE TOPLUM ÜZERİNDE EGEMONYA KURMAKTADIR İdeoloji konusunda kültürel çalışmaların kullanıldığı kavramlardan biri hegemonya kavramıdır.”Hegemonya,ideoloji kavramından daha geniş bir kategoridir.Hegemonya kavramı, yönetici sınıfın kendi çıkarlarına uygun olarak yönetilenlerin rıza göstererek otoriteye uymasını sağlamaktır.Kitle iletişim araçları rızanın üretimindeki ana etkendir.popüler kültür ürünleri hegemonyaya kitlenin rıza göstermesi açısından önem taşımaktadır.”(Hülya Yengin /Medyanın Dili/İletişime Kuramsal Bir Yaklaşım:Popüler Kültürlerinin Çözümlenmesi/Der Yayınları/sayfa:186) Görüldüğü gibi kapitalist düşünen insanlar ya da iktidar elitleri olarak nitelendirilen insanlar kitle iletişim araçlarını kendi çıkarları doğrultusunda kullandıkları açıkça görülmektedir.Bu davranışı sergiliyen insanlar son derece yozlaşmış ve gözleri kar motifine bürünmüştür. Demokratik olsun olmasın bir rejimde etkili olmak isteyen siyasal güçler açısından, kitle iletişim araçları her zaman büyük bir önem taşımaktadır.Kitle iletişim araçları düşünce özgürlüğü ve bu düşünceleri yayabilme olanakları bulunmadığı zaman fazla bir önemi kalmaz. ‘Çoğulcu bir demokraside, halkın genel çıkarlarını ekonomik gücünü elinde bulunduran azınlığın özel çıkarlarına feda edilmemesi, kitle iletişim araçları üzerinde ikincilerin doğrudan ya da dolaylı bir denetim tekeline sahip bulunmasına bağlıdır.’(İsi Haber Bilgi, Ahmet Taner HAL, siyasi sistemler ) Kısaca çoğulculuğun olabilmesi için kamuoyunu oluşturacak araların da çoğulcu olması gerekir.Burada demokrasi sadece görünüşte kalır.Yeni düşüncelerin yayılması ve yeni toplumsal güçlerin siyasal yaşamda ağırlığını duyurması da zorlaşır. “Türk İktidar Seçkinlerinin bir parçası durumuna gelmiş Türk medyasının kendi içinde, her şey güllük gülistanlık olduğu da söylenemez. Üçüncü bin yıla adım atmış durumda bulunduğumuz şu günlerde, medya sektörü ve özellikle de medya çalışanları oldukça ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadırlar. Çalışmanın ana teması, Türk medyasının yaşamakta olduğu bu temel sorunlar alacaktır. Söz konusu sorunlar ortaya konulurken, bizzat medya sektöründe çalışan bireylerin kendi saptamaları esas alınmıştır. Özellikle de Arslan'ın (1999) 1995-1999 yılları arasında, çok sayıda Türk medya eliti ile yüz yüze yaptığı görüşmeler sonucunda ortaya koymuş olduğu bulgular, bu konuya oldukça ışık tutucu niteliktedir.”(Türkiye'de Medya Sektörünün Ve Medya Çalışanlarının Sorunları / Yrd. Doç. Dr. Ali ARSLAN/cilt:6/sayı:1) küreselleşme ile birlikte her kurumda olduğu gibi medya kurumunda da kapitalist düşünme ve kar motifi büyük ölçüde etkili olduğu görülmektedir. Bu gibi etik olmayan sansürler yüzünden halkı kendi çıkarları doğrultusunda gerçeklerden noksan bırakılmasına neden olmaktadır.Bunu bir örnek ile belirtmek gerekirse ABD’nin Irak’taki katliamları gün yüzüne çıkarmaması ve bu katliamları gün yüzüne çıkaran basın mensuplarına zor kullanarak sansür çekmesi gibi başka bir örnekte dizilerden verecek olursak show tv de izleme rekorlarını kıran kurt vadisi dizisinin başka bir versiyonu olan kurtlar vadisi terör dizisinin ilk yayınlandığı günden sonra sakıncalı konular üzerinde şekillendiği gerekçesiyle rutin tarafından kaldırılması medyanın tarafsız ve özgür olmadığını çok açık bir şekilde bize göstermekte. İDDİA 2:MEDYADA ŞİDDET, KADIN VE ÇOCUK İSTİSMARI GÜN GEÇTİKÇE ARTMAKTADIR Medyaya bakmadan önce iletişim kavramı hakkında bilgi vermek gerekirse iletişim; en az iki kişi tarafından yapılan bilgi ve haber alışverişine ve kendini ifade etme isteğinden doğduğunu söyleyebiliriz. Bu kitle iletişim araçlarının en önemlisi televizyondur. Çünkü aynı anda birçok kişiye hitap edebilme imkanı sunmakta. Günümüzde, kitle iletişim araçlarının yaygınlaşan kullanımı ile şiddet içerikli haberler, gittikçe artmaktadır. Kitle iletişim araçları şiddetin toplumda meşrulaştırılması, kültürel yönden normalleştirilmesi ve içselleştirmesi gibi bir işlevi vardır. Kitle iletişim araçları da şiddete dayalı insan ilişkileri yaşayan ve yaşamını bu ilişkilerle örülü bir dünya görmek zorunda kalan bireyler bu algılama biçimine uygun davranmak durumunda kalmaktadırlar. McQuail’e göre, yeni dönemde kitle iletişiminin etkisi hakkında, özellikle televizyon ve basında,yeni düşünceler ve teni veriler toplanmaktadır. İletişim araçlarının etkisi sorusunun yeniden açılması birkaç temele dayanır: İlk olarak, “etkili olmama” dersi öğrenilmiş, kabul edilmiş ve eski inançların (güçlü etki veya etkisizlik) yerini daha alçakgönüllü beklentiler almıştır. Az etki umulduğunda yöntemler daha kesin olmak zorundadır. Buna ek olarak toplumsal konum ve izleyicinin önceki tutumlarıyla ilgili değişkenler yeterince ölçülebilir olarak açıklamaktadır. Eskiyi gözden geçirmenin ikinci dayanağı kullanılmış olan yöntemler ve araştırma modellerinin eleştirisidir. Bu yöntemler ve modeller kişilerde olan kısa dönemli değişmeleri ölçmek ve açıklamak için hazırlanmış, özellikle tutum kavramı üzerinde durulmuştu. Seçenek araştırma yaklaşımları daha uzun zaman dilimini dikkate alabilir, tutumlar ve düşünceler yerine halkın ne bildiğine bakabilir, izleyicilerin kullanış ve güdüleri etki aracı olarak alınabilir, bireysel sorunlar yerine inanç, düşünce ve toplumsal davranış yapılarına bakabilir, etkisi incelenen içeriğe daha çok dikkat edilebilir. (McQuail, 1977, s.73-74). Görüldüğü gibi İletişim araçlarının gerçeğin izlenimlerini oluşturma ve toplumsal normları tanımlamada etkili olduğu açıktır. Topluma değerleri öğretmek ve bireylerin daha önce bilmedikleri konular hakkında bilgilenmek için son derece önemli bir araçtır. Yapılan bir çalışmada, Kanada’da filmlerin kadınlara karşı şiddet kullanma eğilimini nasıl etkilediği araştırıldı. Denek olarak kolej öğrencileri kullanıldı. Öğrenciler, sanki bir sinema okulunda ders yapacaklarmışcasına şiddet öğeleriyle ve ırza geçme sahneleriyle dolu filmlere yollandılar. Sonra aynı kolejin psikoloji sınıfında çocuklara bir test yapıldı. Teste sokulan öğrencilerin büyük bir çoğunluğu filmleri izlemiş olanlardı. Kendilerine kadınlara karşı şiddet kullanmak, kadınların ırzına geçmek ya da bir kadının ırzına geçilmesinden ne kadar zevk duyacağını düşündükleri soruldu. Söz konusu filmleri ve gösterileri izleyen öğrencilerin çoğunda, bir kadının ırzına geçmek istek ve düşüncesinin arttığı, buna karşılık bunları izlememiş olanların durumunda bir değişiklik olmadığı belirlendi (Kitle İletişim Araçları ve Şiddet, 1986, s.18-19). Yakın geçmişimize baktığımızda her şeyden önce belirli yayın türlerinin diğerlerinden ayrılması son derece zordur, çünkü insanlar çok fazla televizyon seyretmektedirler. Örneğin insanları küçük yaşlardan beri çok fazla şiddet içeren yayın seyredenler ve böyle yayınları seyretmeyenler şeklinde gruplara ayırmak kolay değildir. İzleyiciler arasında seyrettikleri program farklılıklarına dayanan ayırımlar yapmak mümkün olsa bile yine de her şey halledilmiş olmayacaktır. Şiddet içeren yayınları seyredenler şiddetin iyi bir şey olduğu çıkarabilmektedirler. Daha çok bu yayınlar çoçuk ve gençleri etkilemektedir. Çocuklar eskiden izledikleri programlarla ilerde doktor, mühendis, öğretmen … vb. topluma yararlı kişiler olmak isterken iki binli yıllarda medyadaki içi boş programlara özenerek artist, şarkıcı, manken ve dansöz gibi kolay para kazanılan boş hayaller peşinden sürüklenmeye başlamışlardır. Bununa örnek verecek olursak şimdilerde çeşitli televizyon kanallarında yayınlanmakta olan Kurtlar Vadisi, Acı Hayat, Aynalı Tahir ve Deli Yürek gibi dizilerde baş rol kahramanları suçlu olmalarına rağmen onlara özendirilmektedirler. Burada medyanın rolü çok büyüktür. Çünkü medya bu kahramanların yaptıklarını sanki iyi bir şeymiş gibi göstermesi çocukların ve gençlerin o tiplemeleri kendilerine örnek almalarına neden olmaktadır. Bu konuda Albert Bandura 1961'de arkadaşları ile yapılan deney ile, tv'de şiddeti gören çocuğun saldırganlığını artırıp artırmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu deneyde çocuklar bir yetişkini, basit oyuncaklar ve şişirme bir bebekle oynarken seyrettiler. Deneysel koşullardan birinde, yetişkin yaklaşık bir dakika için basit oyuncakları toplamakla işe başladı. Sonra dikkatini şişirme bebeğe çevirdi. Bebeğe yaklaştı, onu yumrukladı, ağaç bir çekiçle ona vurdu, havaya fırlattı ve odanın içinde orayı burayı tekmeledi. Bütün bunları yaparken de "kır burnunu, vur başına, al sana" diyerek bağırdı. Çocukların gözleri önünde bu davranışları yaklaşık 9 dakika sürdürdü. Diğer bir durumda, yetişkin sessizce diğer oyuncaklar üzerinde çalıştı, şişirme bebekle ilgilenmedi. Bir süre sonra, her çocuk şişirme plâstik bebeği de içeren bir dizi oyuncakla 20 dakika yalnız bırakıldı. Yetişkini saldırgan davranışlarda bulunurken seyreden çocukların, onu diğer oyuncaklar üzerinde sessizce çalışırken seyreden gruptaki çocuklardan çok daha saldırgan davrandıkları görüldü. İlk grup, bebeği yumrukladı, tekmeledi, hırpaladı ve saldırgan yetişkinin söylediklerine benzer saldırgan yorumlarda bulundu. Bu çocukların, saldırmaya, deney öncesinden daha eğilimli oldukları açıkça ortaya çıktı. Taklit süreci içinde daha fazla saldırgan davranış gösteriyorlardı. Yine medyanın bir çocuk için ne derece önemli olduğunu istatistiksel olarak bilgilenmek için Nurdoğan Rigel’in yapmış olduğu bir araştırmayı incelemek yeterli olacaktır. İ.Ü. İletişim Fakültesi öğretim üyesi olan Nurdoğan Rigel, 5-7 yaş grubu çocuklar üzerinde bir araştırma yaptı. Araştırmasında, 'Haber denince akla gelen imajın niteliği nedir?' sorusuna verilen cevap; % 2 olumlu, % 41 olumsuz, % 46 nötr, % 11 cevapsız biçiminde olmuştur. Bu soruya verilen cevaplar ayrıntılı bir şekilde yaş ve cinsiyet ayrımlarıyla ele alındığında, haber için; 5 yaş grubu çocukların % 50'si "insanların ölmesi", % 50'si ise "tv'de seyredilir" demişlerdir. 5 yaş grubundaki erkek çocuklar ise % 25'erlik dağılımlarla haber denince akla gelen ilk bilgileri şöyle sıralamaktadır: "İnsanların öldürülmesi, kazaların aktarımı, tv'de seyredilir, spikerin okuduğu." 6 yaş grubundaki kızların % 16'sı, erkeklerin % 15'i haberi "savaş" kelimesi ile özdeşleştirmiştir. Sonuçlar gösteriyor ki, her iki çocuktan biri haberden kötü etkileniyor. Diğer bir ifadeyle gelecek 10-15 yıl içinde yetişecek genç neslin yarısı, dünyayı karamsar yorumlayacak ve gerçeklerden kaçış yolları arayacak demektir. Başka araştırmada ise Martin Shaw ve Roy Car Hill'in araştırması: Körfez Savaşı devam ederken İngiltere'de Hull Üniversitesi araştırmacıları Martin Shaw ve Roy Car Hill tarafından yetişkinler üzerinde yapılan bir araştırma, savaş haberlerinin toplumun % 31'ini tedirgin ve huzursuz ettiğini ortaya koymuştur. Araştırmaya katılanların % 56'sı da savaş haberlerinin aile üyelerinin üzerinde olumsuz tesir bıraktığını belirtmiştir. 'En önemli haber nedir?' sorusuna verilen cevap: % 54 savaş-ölüm, % 14 kaza-ölüm, % 32 diğer biçiminde olmuştur. Ancak çocukların tamamen medyadan gördükleri ile şiddete yöneldiğini söylemek çok yanlış olur. Çünkü çocuğun şiddete yönelmesinin tek sebebi kitle iletişim araçlarından izlediği ve dinlediği şeyler değildir. Burada çocuğun yaşadığı aile, yaşadığı çevreninde rolü azımsanmayacak kadar çoktur. Örneğin şiddet kullanmaya yatkın bir insan, bunu çocukluğunda yaşadığı bazı olaylardan dolayı yapıyor olabilir, fakat aynı zamanda televizyonda şiddet içeren yayınları da büyük bir zevkle izliyordur. Bu durumda bu kişinin geçmişini iyice araştırmadan televizyon yayınları sayesinde şiddete yöneldiğini öne sürmek, kolayca düşülebilecek bir hata olacaktır. Ayrıca, zaten şiddetten hoşlananların seyretmek için şiddet içeren programlar seçecekleri de açıktır. Eğer yaşamları boyunca televizyonda çok fazla şiddet içeren program seyretmiş kişileri sağlıklı olarak bir gruba ayırmak ve bunların diğer insanlara nazaran şiddete daha yatkın olduklarını ispatlamak mümkün olsaydı bile, bunların birine diğerinin sebep olduğunu iddia etmek mümkün olmayacaktır (Turam, 1994, s.80). Bunun başka bir örneği ABD’de yaşanmıştır:”Televizyonda gösterilen bir insanı yakma sahnesi küçük büyük tüm izleyicileri dehşete düşürmüştü. Bu filmin gösterilişinden kısa bir süre sonra , gazeteler, birkaç gencin yolda soydukları bir kadını yakmaya kalkıştıklarını yazdı. Bunun üzerine televizyonun yoldan çıkarıcı etkisi üzerine çok konuşuldu. Televizyondan etkilendiklerini söyleyen bu gençlerin düzensiz ve dağılmış ailelerden gelen başı boş gençler olduğu öğrenilince iş değişti. Televizyonda görülen çalma ve öldürme yöntemlerini denemek herkesin yapabileceği bir iş değildir. Bunu ancak sürekli dövülmüş, itilmiş, evden kaçmış gençler yapabilir. Öfkelerini boşaltmaya ne yoldan olursa olsun fırsat kollayan bu tür gençlerin etkilenmesi hiç kuşkusuz daha kolaydır. Bu nedenle tüm sorumluluğu televizyona yöneltmek yanıltıcıdır. Aile içindeki dengesizliklerden kaynaklanan düşmanca duyguların ve saldırganlığın nedenini televizyonda aramak, gerçeklere göz yummak olur. Örneğin, evde babasının annesini dövdüğüne tanık olan bir çocukta, bu sahnenin yaratacağı korku ve tedirginliği televizyonda izlenen yüzlerce öldürme sahnesi yaratamaz.”(Kitle İletişim Araçları ve Şiddet, 1986, s.68). Araştırmalar gösteriyor ki çocukların şiddete yönelmelerinin tek sebebinin medya olmadığı burada medya dışında aile ve çevrenin de dikkatli olması gerektiğini görmüş olduk. GÖKHAN ÜZÜM


Comments

kübra yardımcı | 4 years 8 months ago
psikoloji ve popüler kültür adına bir dönem ödevim var. sizin bu yazınızı çok beğendim.ödevimde kullanacağım.ama sılayt yapmam gerekiyor.bana bu ödevimi anlatabileceğim kadar konuyla ilgili resim gönderebilirmisiniz gönderirseniz sevinirim... :) tŞkk..


New Comment

Full Name:
E-Mail Address:
Your website (if exists):
Your Comment:
Security code: